top of page

Suçlu Hissettirmek!

  • Yazarın fotoğrafı: harun gumuser
    harun gumuser
  • 14 Oca 2022
  • 3 dakikada okunur

Hayatımızla başa çıkmada yanlış bildiklerimiz : Suçlu Hissettirmek!


Tarih: 13 Ocak 2022 / Perşembe

Yer : Kahramanmaraş

Olay : İntihara teşebbüs


Bu haberi sanırım hepimiz izlemişizdir, izlemeyenler de kolaylıkla bulup izleyebilirler. Olayın Kahramanmaraş’ta geçiyor oluşu, beni de bir hemşehri olarak yakından ilgilendirdi ve bu durumu analiz edelim istedim.


İki arkadaştan birisi, trafiğin yoğun olduğu bir alt geçitte, yolun ortasına çıkıveriyor sakince. Arabalar yoldaki yayayı fark etselerde niyetini anlayamadıkları yayaya çarpmamak için kıvrak manevralar yapmak zorunda kalıyorlar.


Refüjde bekleyen diğer kişi ise sadece seyrediyor.


Araçlar bin bir güçlükle yayaya çarpmamayı başarsalarda, inatçı yaya; araçların üzerine üzerine yürüyor bu kez, ve kaçınılmaz olan, oluyor.


Yayaya çarpmak istemeyen bir araç yaptığı manevra sonucu bir başka araca çarpıyor, bu çarpmanın tepkimesiyle adeta yaya arabalara çarpıyor ve yaya (yada artık eylemci) çok ciddi yaralanıyor.


Görsel zenginliği bol bir intihar show.


Dalga geçmek istemiyorum böyle acıklı bir durumla ama eğer ki o refüjde bekleyen seyirci olmasaydı böyle bir gösteri de ortaya çıkmazdı sanıyorum.


Normalde kendisini yola atan her kim olursa olsun, tanıyalım yada tanımayalım, bu kişiye seslenir, uyarırız. Hatta bizde ardından yola atlar kolundan çekiştiririz. Olmadı, gücümüz yetmedi, bu kişiyi engelleyemiyoruz, o halde araçları durdurmaya çalışır, bi telaş içerisinde koşuştururuz.


Elimiz kolumuz bağlı vaziyette bu durumu seyrediyorsak eğer, bu demektir ki eylemi gerçekleştiren kişinin, refüjde bekleyen kişi üzerinde farklı bir etkisi vardır. Bekleyen kişi eylemi gerçekleştiren kişiden “korkuyor” olsa gerek diye düşünürüz. (Örneğin; eylemi gerçekleştiren bir deli olsa, zâtı âline bulaşmasak bile, araçları durdurmaya çalışırız. Lakin kararlı bir intihar bombacısına rast gelmişsek, dizlerimizin bağı çözülmüş, dilimiz ve nutkumuz tutulmuş olabilir.)


Bütün bu eyleme yol açan, refüjde bekleyen kişinin eylemciye engel olamaması. Refüjdeki kişi, her ne kadar kurban gibi görünsede, aslında eylemcinin eylemine de ortak olan direk kişi.


Çünkü; refüjde bekleyen kişi, eylemciden korkuyor olsa bile, eylemciye boyun eğerek, eylemcinin başka canlarada kastında, suça ortak oluyor. (Burada refüjdeki kişi ile eylemcinin arkadaş olduklarını sanıyorum.Birbirlerini tanımayan, kel alâka bir rast gelişe benzemiyor çünkü refüjdeki kişinin duruşu, hali, sakinliği..)

Burada ki benzetmelerimden ötürü eylemci - kazazeden özür ve acil şifalar da dilerim tabiki.


Esas konumuz eylemciye gelirsek:


Eylemcinin içinde bulunduğu ruhsal bunalımdan tek çıkış yolunun “ölme istemi” olması anlaşılabilir. Büyük bir borcun altında kalarak, sevdiği insanlar tarafından terk edilip yada yaşama umudunu yitirip başka çareleri olduğuna inanmayan insanlar, bir kaçış planı olarak, ölme isteminde bulunabiliyorlar. Köprüden atlayan insanların aslında sorunlarıyla yüzleşmek yerine intihar etmeyi tercih etmeleri istenmeyen ama bilinen bir gerçek.


Eylemcimizde kendisine bu dünyada yeterli sevgiyi bulamamış olabilir. Bu yüzden belki de böyle bir eylem gerçekleştirmiştir. Bu eylemle değer verdiği ve önemsediği kişileri suçluluk içerisinde bırakmaya niyetlenmiş de olabilir. Sevgisizlikten yakınmak bir noktaya kadar anlaşılabilir. Kendimize zarar verişimizse aslında bir sevgi sağlaması yapmaktan başka bir şey değil. Böylelikle sevdiklerimizin canını yakarak hala sevildiğimizi anlamayı istememizse çocukça ve safça. Ve sanırım çoğumuz hayatımızda en az bir kez kendi cenazemizin hayalini kurmuşuzdur. Bizi seven insanlar topluluğunu düşünmüş ve bir nevi değerimizin en azından öldükten sonra anlaşıldığını hissetmek istemişizdir. Bu da acıtasyon..


Belki bütün bu düşünceler içerisinde, böyle bir eylem bile çok masum kalabilirdi, eğer ki o refüjde ki kişi olmasaydı. Çünkü O, bütün hikayeyi değiştiriyor. Eylemcimiz; refüjdeki kişiyi, orada zorla tutan zorbalığından bi-haber gibi.


Bir mağdurun huzur arayışı yerine bir zorbalığın cezalandırılmasını izliyoruz bu yüzden mâalesef.


Burada ki ceza ise hem eylemciye hem de refüjde ki kişiye kesiliyor. ( araçların zararı da cabası, inşallah onlar kendilerine bu durumdan suç payı çıkarmazlar )


Cezanın büyük kısmı eylemciye kesiliyor tabi. Hem bedensel acı, hem ruhsal. Hissettiği yalnızlık duygusuna artık bir de suçluluk hissi eklenecek üstelik.


(Aslında eylemcinin arzusu, hayatında ki diğerlerini suçluluk hissiyle baş başa bırakarak, kendisine daha özenli davranılsın istemi olabilir. Oysa şimdi kendisi de bir başkasının “zorbası” haline gelmiş bulunmakta. Suçlamak isterken suçlanmış, sorunlar birken iki olmuş vaziyette. Ama bu bir yandan da iyi. İnsanın bir yerde dibe vurması gerekebilir. Her zaman istediğimiz kadar sevgi göremeyebiliriz. O yüzden herkesi ve en başta da yaptığımız bütün hatalarla kendimizi, affetmekle başlamalıyız yeni hayatımıza. Kimsenin sarılmasını beklemeden, sarılmalıyız kendimize. Kimseden beklemeden, kendimizden başlamalıyız herkesi anlayıp sevmeye…)


Refüjde ki arkadaşınsa hissedeceği şimdilik ruhsal bir acı. Herkes soracak kendisine, neden engel olmadın diye, o da açıklamaya çalışacak, yapamadım, engel olamadım vs. ve belki de hiç kabahati yokken, kabahat sahibi olacak. Esas sorunun adrese teslim edileceği yerde, yanlış bir adres olma sorunsalıyla uğraşıp duracak. Kapıyı tam anlamıyla eylemcinin suratına kapatıp, “ne halin varsa gör” diyebileceği âna kadar, eylemci gerçek sorunuyla asla baş başa kalamayacak ve asıl sorununu hep ıskalayacak.


(Refüjde bekleyen kişi için : Bu noktaya kadar sesini çıkaramamasının sebebinin anlaşılması gerekir elbet. Yitirilen özgüveni, en baştan yeniden inşa etmek herhalde ilk iş olmalı. Neyse ki bir musibet bin nasihatten iyidir derler. Belki de bu olay daha büyük bir sorunun önlemidir 🙏🏾)


Bizlerde birey olma sorumluluğumuzu asla hafife alamayız. Her zaman uyanık ve diri olmak zorundayız. Yanlış yöne giden bir araçtan zamanında inmezsek eğer(ki bazen araçtan atlamamız bile gerekebilir), sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırız.


Unutmamalı ki;


Zararın neresinden dönülse, kârdır…


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Bülbül Güle, Gül Bülbüle..

Gülün bülbüle, bülbülün güle aşkını, annemin duyduğu gibi, duyan var mı.. Annem anlatıyor : -Bir gün bağda, namaza durmak üzere,...

 
 
 

Comments


©2020 by Senyoksun. Proudly created with Wix.com

bottom of page