Doğruluk mu? Cesaret mi?
- harun gumuser
- 25 Şub 2022
- 4 dakikada okunur

Bu oyunu herkes biliyor mu? Hani insanlar bir cam şişe etrafında, daire şeklinde otururlar ve birisi cam şişeyi yere yatay şekilde yerleştirerek çevirmeye başlar. Şişenin ucu kimde durursa, şişeyi çeviren o kişiye sorar, Doğruluk mu? Cesaret mi?
Şişenin seçtiği kişi, doğruluk diye cevaplarsa, kendisine sorulan soruya dürüstlükle cevap vermek zorundadır, eğer cesaret diye yanıtladıysa, o halde de kendisinden istenen eylemi(kendine ve başkalarına zarar vermemek kaydıyla) gerçekleştirmelidir.
İşin püf noktası şurada.. Oyuna “Doğruluğu” seçerek başlanmaz.. Oyun her zaman “Cesaret” seçilerek başlanır. Bu, bu oyunu ilk kez oynayanlar için kuraldır.
Oyun da şişenin ucu kimde durursa dursun, ilk seferinde mecburen “Cesaret” demek zorundadır. Çünkü cesaret, eyleme geçmektir. Eyleme geçmek, bir şey yapmak ve o şeyi yaptıktan sonra bir tecrübe sahibi olmak anlamına gelir. Bu şey, her zaman iyi bir şey olmak zorunda da değildir. Ama oyunu oynuyorsanız, kurallara uymak gerekir. İstemediğiniz bir eylemi yapmanız isteniyorsa sizden, bunu yapmalısınız, mesela şişenin ucu sizde mi durdu, ve şişeyi çeviren de size “Eşek gibi anıracaksın yüksek sesle hemde 10 kere” mi dedi, bunu yapmak zorundasınız J Oyunun gayesi sizi eylem içerisinde tutarak normalde hayatta yapmayacağınız şeyleri deneyimlemenizdir.
Üniversiteli gençler arasında da oynandığında tipik sorular gelir “Cesaret” seçilince.. Şöyle şeyler sorarlar mesela: “gözlerini kapat, ve körebe oyunu gibi, ebelediğin ilk kişiyi ısır!” Başlar bir curcuna, yada “Şu ruju sürüp kadın taklidi yap” da denir, J Bazense daha cesaret gerektiren eylemler istenir: “şimdi git ve şu çocuğa veya kıza senden nefret ediyorum de” gibisinden J ..Çocukça tabi bütün bu sorular ama aslında çok da önemli..İnsanın normalde yapamayacağı eylemleri, toplum baskısıyla yapmaya zorlanması, ve bu eylemlerin sonucunda bir deneyim kazanması, hayati derecede önemlidir. Oyunun insana hissettirdikleri sebebiyle de, saygıyı, utancı, empatiyi, bağışlamayı, sevmeyi, anlamayı vs vs bir çok duyguyu anlamaya erken yaşta öğrenebilmemize yardımcı olur..
“Cesaret” diyen kişi, artık oyunun ileriki aşamalarında “Doğruluğu” seçebilir. Çünkü cesaret karşısında kazanılan duygular, hisler artık insanı daha gerçekçi yapar. Örneğin birisi kış günü sizden havuza atlamanızı istemişse, ve siz de atlamışsanız oyun icabı, o halde soğuğa dayanıklılığınızın, etrafınızın tutumunun, bu durum karşısında ki yalnızlığınızın, sizi sarmalayanın veya kendi başınıza olup olmadığınızın, kime güvenip güvenemeyeceğinizin farkına vararak, artık “doğruluk” sorularına cesurca ve tam gerçeklikle cevap verebilirsiniz. Çünkü artık kartlar açılmıştır, cesaret oyununu oynadığınızda muhtemelen herkes sizinle dalga geçmiş, gülmüştür ve siz bu hayatta tekbaşınıza olduğunuzu bir anlığına da olsa bütün derinliğinizle hissetmişsinizdir.
Yanınızda oturan hiç kimsenin size sizden daha yakın olmadığını anladınız J. O yüzden size sorulacak her soruya doğru cevap vermek zorunda kalırsınız.. Çünkü bir çoğunun sizin hayatınız hakkında bilgisi vardır. Bu yüzden bir de yalan söyleyerek daha fazla küçülmeyi göze almazsınız. Sorular ne kadar acımasız olursa olsun, dürüstlükle cevaplarsınız, ve yapayalnız girdiğiniz döngüden mağrur bir edayla, saygınlığınızı kazanarak kalkmaya bakarsınız…
“Doğruluk” tercih edilince her şey sorulabilir, hakaret ve aşağılayıcı olmamak kaidesiyle.. Örneğin; “Şu kızdan yada bu oğlandan çiçek aldığın doğru mu?”, “Hiç tarikata karıştın mı”, “Daha önce hırsızlık yaptığın oldu mu?”, “İstemeyerek öptüğün biri var mı?”, “Sınavlar da kopya çektin mi?” vs. vs. Aklınıza gelebilecek her türden soru, bu oyunda sorulabilir.
Görüldüğü gibi oyunun mizacı çok sıra dışı olduğu için, bu oyunu genellikle sadece samimi olduğumuz insanlarla oynarız. İşin esprisi de buradadır. Samimi olduğumuz insanların bizi yalnız hissettirmesidir gaye. Çünkü çoğu zaman, onların varlığından dolayı farklı tepkiler veririz. Bizimle dalga geçmesinler diye olmadığımız kişiliklere bürünmemiz çok olasıdır. Oysa ki bir kere onların gözünde saygınlığımızın alaya alındığını gördüğümüzde, kendimiz hakkında da bir karar vermeye zorlanırız. Bunu en derinimizde bir tek biz bilebiliriz. Etrafımızdakilerden sebep, kendimize ve başkalarına zarar da verebiliriz, etrafımızdakilerin artık bizi yanlış yönlendirmesine müsaade etmeyip onlara doğru ve güzel olan yolu da gösterebiliriz. Kaybedecek bir benliğimiz olduğunda tabi..
Eğer bir benliğimiz yoksa, eyvah o zaman.. Bu oyun bile bize yeterli gelmeyebilir. O zaman daha büyük bir oyuna ihtiyacımız olur. Benliğimizi uyandıracak türden bir oyun. Ufak tefek utançlar acılar, küçük düşürülmeler yetmiyorsa uyanmamıza, o halde büyük acılar, pişmanlıklar ve utançlar kapıda bizi bekliyordur.
Hayatın döngüsü böyle. Biz yoksak hiç bir şey yok…Ve hayat bizi var etmek için gerekirse “Şok!” uygulamaya hazır.
Peki gelelim hikayemizin sonuna. Şimdi benim size bir teklifim var. Hadi gelin bu oyunu birlikte oynayalım. Cevap belli. “Cesaret”. Ve şişenin ucu da ben dahil hepimizi gösteriyor. O yüzden herbirimiz (bu yazıyı ciddiye alan) için soru geliyor.
“Telefonunuzu elinize alın, telefon rehberi bölümünü açın, gözlerinizi kapayın ve ekranı on defa parmağınızla aşağıya doğru kaydırın. Derin bir nefes alın ve gözünüzü hala açmayın, parmağınızı rast gele ekranda ki birini aramak üzere dokundurun. Aradığınız kişiyi, kim olduğunu bilmeden arayın, ve gözlerinizi açmadan konuşmaya başlayın, karşınızdakinin kim olduğunu anlamaya çalışın ve sohbet edin, süresi farketmez, ama lütfen ilk cümleniz, “ a pardon, yanlış aramışım olmasın J “
Arayanlar yoruma yazsınlar, bende yazacağım, bakalım başımıza neler gelecek J J J
Not: Az önce söylediğim şeyi denedim ve tam olarak dediğim gibi, rehberi açtım, on defa aşağı kaydırdım ve rast gele bir isme dokundum, aramadı..hiç bişey olmadı.. Hala gözlerim kapalı tabi.. Neyse bi kaç defa daha bastım…Hayır, kimseyi aramıyor… Açtım gözlerimi, telefon bir ismi seçmiş ama aramak yerine mesaj göndermeye çalışıyor. İsme baktım. “Ersan Baba” yazıyor.. Ayrıldığım eşimin cici babası. Kendisiyle hayli zamandır konuşmamıştık J Bir an tereddütte kaldım ama aradım yine de.. Beşinci yada altıncıya çalıyordu ki, “Alo..” diye bir ses.. “Merhaba Ersan abi” dedim, “Harun ben J” “oooh” dedi, “Harun”, “Nasılsın,iyi misin” diye sordu, “iyiyim” dedim, yazmakta olduğum yazıyı anlattım, “şişe çevirmece oyununu biliyor musunuz?” diye sordum, kendisi emekli, gazi, deniz komutanı ve kaptandır. Belki daha önceleri okul yıllarında, heybeli ada askeri lisesinde, bu oyunu oynamıştır diye düşündüm, “Hayır,” dedi, oynamamışlar, oyunu anlattım bir çırpıda, ve şansımın kendisini seçtiğini söyledim J Sonra azıcık duraksadı.. “Doğruluğu da seçebilirler ama, değil mi” J diye sordu, “evet” dedim ama oyunun neden cesaretten başlaması gerektiğini anlatmadım.. Güldük, Eski kayınvalideme de selam göndererek: “Her ikinizin de ellerinden öperim” dedim… sesimin iyi geldiğini söyledi, “iyi olmaya çalışıyorum” dedim.. Gülümseyerek kapattık…
Ben kendime düşen elmayı yedim J sıra sizde J hodri meydan..
Sevgiyle…
Comments